Blogger tarafından desteklenmektedir.

Pamuk üretiminin artırılması için uygun koşullar var mı?


Ekonomi gazeteciliğine başladığım 1980’li yılların sonunda, İzmir Ticaret Odası, İzmir Ticaret Borsası, Ege Bölgesi Sanayi Odası ve Ege İhracatçı Birlikleri’nde en etkin meslek grubu pamuk tüccarı ve ihracatçılarıydı. Oda ve borsa seçimlerinde de pamukçuların büyük ağırlığı vardı. Bu nedenle İzmir’den yazdığımız haberlerin ağırlığını pamukla ilgili konular oluşturuyordu. İzmir Ticaret Borsası’nda haftanın 5 günü öğlen yapılan Korbey salonundaki pamuk alım satımından sonra, Borsa’nın yakınındaki restoranlarda buluşan pamuk tüccarları hem günü değerlendirir hem de yaptıkları işin keyfini sürerdi. Pamuk tüccarı olmak, pamuk alıp satmak en prestijli işlerden biriydi. 
O yıllarda Türkiye kendi ihtiyacı olan pamuğu ürettiği gibi, önemli oranda pamuk ihraç ederdi. Tekstil ve hazır giyim sektörü bugünkü düzeyde olmasa da hızla gelişiyordu. Pamuğa olan ihtiyaç artıyordu. Bu nedenle pamuk ihraç etmek yerine, konfeksiyon ihraç etmenin yaratacağı katma değer haberlerimizin ana unsurlarından biriydi. Tekstil ve konfeksiyon sektörü büyüyüp ihracatı artıyordu, fakat sektörün ihtiyaç duyacağı hammadde, yani pamuğun üretimi için hiçbir planlama yapılmadı. Uygulanan yanlış tarım politikaları sonucunda, özellikle 1990’lı yılların ortasından itibaren pamukta ciddi sıkıntılar yaşanır oldu. O dönem, devlet Tarım Satış Kooperatif Birlikleri üzerinden pamuk piyasasına müdahale eder, fiyatı devlet açıklardı. Üretim maliyetleri hızla artarken, yüzde 100 civarında seyreden enflasyona karşılık pamuk fiyatındaki artış yüzde 15-20’lerde kaldığı için üretici pamuk ekiminden hızla uzaklaştı. Aynı dönemde Amerika Pamuk Konseyi, Türkiye’nin tekstil üretim merkezlerinde toplantılar yaptı. Amerika pamuğunun faziletleri anlatıldı. Amerika Tarım Bakanlığı’nın garantisi ile verilecek GSM kredilerinin sağladığı avantajlar sıralandı. Tekstil sektörü pamuk ithalatına ikna edildi. Yurtiçinde maliyeti ve dışarıdaki ürüne göre fiyatı yüksek pamuk üretilirken, Amerika’nın sunduğu ucuz ve kredili pamuk cazip hale geldi. Pamuk üreticisi olduğu için tekstil ve hazır giyimde önemli bir ihracatçı ülke olan Türkiye, pamuk üretiminden hızla çekilmeye başladı. Sektörün ihtiyacı ithalatla karşılanır oldu. Pamukçuların öğlen sefası sona erdi. Pamuk tüccarları eridi, kayboldu. Borsa ve odalardaki etkinlikleri azaldı. Bir dönem ihracat yapanların bir bölümü artık ithalat yapıyordu. Tekstil ve konfeksiyon sektörünün ihtiyacı olan pamuğun yarısından fazlası ithalatla karşılanıyor. Sektör, hammaddede dışa bağımlı hale geldi. Ekonomi gazeteciliğine başladığımız günden bugüne 30 yıl geçti. Bu 30 yılda yakından izlediğimiz pamuğun Türkiye’de son 30 yıllık kısa öyküsü özetle böyle. Bugün gelinen noktada Türkiye, yıllık ortalama 800 bin ton lif pamuk üreten, ürettiğinden daha fazlasını ithal eden bir ülke konumunda. Şimdi sektör paydaşlarının ortak dileği pamuk üretiminin artırılması… Pamuk üretiminin artırılması için uygun koşullar var mı?

Üretici, ekimi ve hasadı kolay ürünlere yöneldi
Bugün kırsalda yaşayan ve tarımsal üretim yapanların durumu 30 yıl öncesine, hatta 10 yıl öncesine göre çok farklı. Teknoloji gelişti, verimlilik arttı. Fakat o yıllarda pamuktan para kazanamayan çiftçilerin bir bölümü kente göç etti. Kırsaldan kentlere büyük bir göç yaşandı. Kırsalda kalan nüfus yaşlandı. Kırsalda yaşlanan nüfus, işçilik maliyetinin yüksek olması ve pamuktan para kazanamaması nedeniyle, ekimi, hasadı daha kolay ürünlere yöneldi. Çiftçiler, pamuk ekmek yerine mısır, buğday, ayçiçeği gibi ekimi ve hasadı daha kolay ürünleri tercih ediyor. Pamuğa alternatif ürünlerin başında da mısır var. Hayvancılıktaki gelişmeye paralel olarak silajlık mısır üretimi hızla yayıldı. Mısır üretimi 2000’li yılların başında 2 milyon ton seviyelerindeyken, 2015 verileri ile 6 milyon tona ulaştı.
Pamukta üretim deseninde de önemli bir değişim yaşandı. Güneydoğu Anadolu Projesi’nin (GAP) devreye girmesi ile daha önce Ege, Çukurova ve Akdeniz’de yaygın olan pamuk üretimi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne, özellikle de Şanlıurfa’ya kaydı. Türkiye pamuk üretiminin yaklaşık yarısını gerçekleştiren Şanlıurfa ve çevresinin, GAP’ın sulama projelerinin tamamlanması ile pamuk üretiminde bugünkünden daha etkili bir konuma gelmesi bekleniyor.

Üretimi artıracak önlemler
Hükümet, 1 Ocak 2017’den itibaren, ‘Milli Tarım Politikası’ uygulayacak. Bu politikanın ana unsurlarından birisi, bitkisel üretimde ‘Havza Bazlı Destekleme Modeli’ne geçilecek olması. Havza modelinin temel hedefi, bitkisel üretimde hangi ürün hangi havzada daha verimli üretilecekse o ürünün sadece o havzada desteklenmesini öngörüyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın açıklamalarına göre havza bazlı destekleme uygulamaları kapsamında, arz açığı bulunan, stratejik ve bölgesel önem arz eden, insan beslenmesi-sağlığı ve hayvansal üretim açısından önem taşıyan buğday, arpa, çavdar, çeltik, dane mısır, tritikale, yulaf, mercimek, nohut, kuru fasulye, pamuk, soya, yağlık ayçiçeği, kanola, aspir, çay, fındık, zeytinyağı ve yem bitkilerinden oluşan 19 ürün için değerlendirme yapıldı. Söz konusu ürünlerle ilgili olarak istatistiki veriler, ekim nöbeti (münavebe), iklim, toprak ve topografya, su kısıtı verileri (mevcut su potansiyeli ve bitki su tüketimi), il ve ilçelerdeki kamu, Sivil Toplum Kuruluşları ve üniversitelerin teklifleri dikkate alınarak 1 milyardan fazla verinin yer aldığı Karar Destek Sistemi sonucunda 941 havza belirlendi. Model ile ilçe bazında 941 tarım havzasında hangi ürünün destekleneceği Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından açıklandı. Havza modeli ile amaçlanan, üretimi, verimliliği artırmak ve dışa bağımlılığı azaltmak. Dışa bağımlılığı azaltılması gereken ürünlerden biri de pamuk. Dolayısıyla pamuk üretimi desteklenecek ve üretimin artmasında bu önemli bir faktör olarak öne çıkıyor. Hükümetin yeni destekleme politikasında hayvancılık yapmayan çiftçilerin ektiği silajlık mısırın desteklenmemesi yönünde bir çalışma var. Bir çiftçi eğer hayvancılık yapmıyorsa istediği kadar silajlık mısır üretsin devlet destek vermeyecek. Böyle bir uygulama mısır eken çiftçileri pamuk ekimine yönlendirebilir. O zaman da pamuk üretiminde artış olur.

Mazot desteği maliyeti düşürecek
Milli Tarım Politikası kapsamında Havza Modeli’nin getireceği prim desteğinin yanı sıra üreticinin üretimde kullanacağı mazotun bedelinin yarısının devlet tarafından karşılanacak olması pamuk çiftçisi açısından önemli bir destek olacak. Maliyetleri düşürecek ve rekabet gücünü artıracaktır. Çiftçinin pamuk üretiminden kaçmasının temel nedenlerinden birisi yüksek girdi fiyatlarıydı. Mazot da bu girdilerden en önemlisi... Devletin, pamuk eken çiftçinin kullandığı mazotun bedelinin yarısını karşılaması maliyetleri düşüreceği için pamuk üretimi yeniden cazip hale gelebilir. Ancak bir uyarıyı da yapmakta yarar var: Mazotta yüzde 50 destek, 2018 yılından itibaren uygulanacak. Sadece pamuk üretiminde değil, mısır, buğday, ayçiçeği ve diğer tüm ürünlerde de uygulanacak. Pamuk üretiminin artmasını sağlayacak bir başka etken ise pamukta kilogram başına verilecek prim desteği olacak. Halen kilogram başına 75 kuruş olan pamuk prim desteğinin günün koşullarına uygun olarak artırılması pamuk üretimini artıracaktır.

Kalitenin önemi
Pamuk üretiminin artırılması kadar üretilen pamuğun kalitesi de büyük önem taşıyor. Çünkü pamuktaki önemli sorunlardan biri kalite ve kontaminasyon sorunu. Tekstilcileri ithal pamuğa yönlendiren nedenlerden biri, kalite ve kontaminasyon. Bu nedenle üretimdeki çalışmalar, tekstil sanayisinin ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda yürütülmeli. İthal pamuğa ihtiyaç duymayacak, rekabet edebilecek kalitede ve süreklilikte üretim olmalı.

GDO’suz üretim avantajı
Türkiye’nin pamuk üretimindeki en önemli avantajlarından biri ise Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) tohumların yasak olması… Diğer üretici ülkelerden farklı olarak Türkiye’de GDO’suz pamuk üretimi yapılıyor. Dünyanın en büyük pamuk üreticilerinden Hindistan’da yerli tohumlara, GDO’suz tohumlara bir dönüş var. Dünyada organik ve doğal ürünlere talep artıyor. Organik veya GDO’suz pamuktan elde edilen giysiler, konfeksiyon ürünleri çok daha yüksek fiyata alıcı bulabilmekte. Bu nedenle Türkiye bu avantajı değerlendirerek GDO’suz pamuk üretiminde dünyada önemli bir yer alabilir.

Lisanslı depoculuk gelişiyor
Kaliteli pamuk üretiminin artırılması çok önemli, ancak piyasalarda istikrarlı bir işleyiş açısından lisanslı depoculuk faaliyetlerinin de önemli etkisi var. İzmir’de faaliyet gösteren ELİDAŞ’ın yanı sıra pamuk üretiminin yoğun olduğu Şanlıurfa’da, Avrupa Birliği’nin mali desteği ile Rekabetçi Sektörler Programı kapsamında Şanlıurfa Pamuk Borsası ve Lisanslı Depo Projesi, sektöre önemli katkılar sunacaktır. Üreticinin pamuğunu lisanslı depoya koyarak uygun koşullarda finans desteği alması ve en uygun zamanda ürününü satması bir avantaj olacaktır. Sanayici için ise uygun koşullarda ve sürekli hammadde temini açısından lisanslı depoculuğun büyük avantajları var. Pamuk üretiminin artmasında lisanslı depoculuğun olumlu katkıları olacaktır.

Maliyet ve fiyat etkisi
Pamuk üretimini etkileyen birçok faktör var. Fakat bunlardan ikisi çok öne çıkıyor. Birincisi, girdi fiyatları. Çiftçi üretim yaparken kullanacağı girdilerin uygun olmasını ister. Bu, sadece pamuk için değil, diğer ürünler için de geçerli. İkinci ve daha önemli faktör ise fiyat. Geriye dönük olarak bakıldığında dünyada ve Türkiye’de pamuk fiyatının yükseldiği dönemlerde çiftçi pamuk ekimine yöneliyor. Fiyatın düşük olduğu dönemlerde ise üretimden çekiliyor. Türkiye’de bunun en somut örneği 2011-12 sezonunda yaşandı. 2010 yılında dünyada pamuk fiyatının aşırı yükselmesi çiftçileri pamuk ekimine yönlendirdi. Ekim alanları 420 bin hektardan 550 bin hektara yaklaştı. Bir yılda 100 bin hektar pamuk ekimi arttı. Ancak fiyatın düşmesi ile tekrar 450 bin hektarlara geri dönüldü. Pamukta yüksek girdi maliyetlerinde düşüş sağlanabilirse ve çiftçi ürettiği pamuğu değerinde satabilirse üretimin artmaması için hiçbir neden yok. Çiftçi ürettiği pamuğu sattığında, maliyetlerini karşılayıp üretimi sürdürebilecek bir gelire sahip olduğunda üretim artar. Hiçbir çiftçi zararına üretimi sürdürmez, sürdüremez.

Nasıl bir politika?
Öncelikle pamukta üretim, tüketim dengesinin kurularak dışa bağımlılıktan kurtulmak gerekiyor. Bu hem üreticiye, sanayiciye hem de devlete önemli kazanımlar sağlayacaktır. Üretim için, iklim, bilgi birikimi, tohum, toprak başta olmak üzere her türlü olanak var. Önemli olan bu olanakları, ülkenin sahip olduğu potansiyeli doğru politikalarla harekete geçirmek. Bunun için sektör paydaşlarının görüş ve önerileri doğrultusunda orta ve uzun vadeli bir pamuk stratejisinin, politikasının oluşturulması ve uygulanması gerekiyor. Ulusal Pamuk Konseyi’nin birçok kez dile getirdiği gibi; destekleme primleri en az 5 yıllık bir dönem için açıklanmalı. Çiftçi, pamuk ekmeden önce ne kadar destek alacağını önceden bilmeli. Prim, verimliliği cezalandıran değil, ödüllendiren bir yapıda olmalı. Ülkenin ortalama verimini esas alarak prim vermek, ortalamanın üzerinde verimlilik sağlayan çiftçinin cezalandırılması anlamına geliyor. Tam tersine yüksek verimliliğin desteklenmesi gerekiyor. Üretimin artırılması için yerli pamuk kullanan sanayicinin de desteklenmesi gerekir. Yerli pamuk üretimi kullanan sanayicilere ek teşvikler ve desteklerin sağlanmasının üretime, çiftçiye olumlu yansımaları olacaktır. Pamukta sürdürülebilirlik sağlanmalı. Fiyatın yükselmesi ile artan, fiyatın düşmesi ile azalan üretimin getireceği istikrarsızlık hem bu ürünü üreten çiftçiye hem de hammadde olarak kullanan sanayiciye zarar verir. Bu nedenle üretimde istikrarlı ve sürdürülebilir bir yapının oluşturulması şart. Özetle; Türkiye, dünyanın önemli pamuk üreticisi ülkelerinden olduğu için tekstil ve hazır giyimde ihracatçı konumunu güçlendirdi. Rekabet gücünü artırması için en temel hammadde olan pamukta dışa bağımlılıktan kurtularak kendi ihtiyacını kendisi karşılayabilmeli. Bunun için gerekli altyapı ve birikim var. Türkiye, önümüzdeki yıldan itibaren uygulanacak yeni tarım politikası ile bunu başarabilir. Türkiye’de pamuk üretiminin artması için umut verici gelişmeler var. Bunun için sektör paydaşlarının işbirliği gerekiyor.

Kaynak: Tekstil İşveren/ Ali Ekber