Blogger tarafından desteklenmektedir.

Renklerin içinden: Özlem Süer


Yaklaşık 26 yıldır moda dünyasının içinde olan ünlü tasarımcı Özlem Süer, yeni koleksiyonu ‘Lightopia’ ile geleceğe dair renkli bir hikâye anlatıyor. Avant-garde ve öncü tasarımlarıyla adından sıkça söz ettiren dünyaca ünlü tasarımcı Özlem Süer, ‘Lightopia’ adlı İlkbahar-Yaz 2017 gece koleksiyonunu, bir betimlemeyle özetliyor: “Yeni olanı yaratma aşkını masala, masal yaratma aşkını ise ışığa ithaf ettik.” Pudra ve nude tonları ile vizonlarla tanınan Süer, bu sefer sadece ışık oyunlarına değil, renk oyunlarına da yer veriyor tasarımlarında. Koleksiyonunun en büyük ilham kaynaklarından biri de 5 yaşındaki kızı. Onunla başta renkler olmak üzere hayata, dünyaya dair pek çok şeyi yeniden keşfettiğini belirten ünlü tasarımcı dünyanın yükünü, kasvetini sırtlandığımız bugünlerde ‘hafiflik’ ve ‘şeffaflık’ duygusunu hatırlamamıza da yardımcı oluyor. Bunu yaparken de hayranlığını dile getirdiği ve övgüyle söz ettiği Türk kumaşlarından yararlanıyor. Ayrıca mavi, safran sarısı ve neon fuşya ile de baharı erken karşılıyor.

Öncelikle son koleksiyonunuzdan bahsedebilir misiniz? 
Yakın zamanda Paris Moda Haftası’nda tanıttık yeni koleksiyonumuzu. Normalde Paris’e yaklaşık yedi valizle gideriz; ancak bu sefer daha az bavul vardı yanımızda. Işık ve hafiflik etkisini bir arada kullandığımız, görsel ve fiziksel enerjiden yararlanarak hissedilebilir bir hafiflik yaratmaya çalıştığımız, çok özel bir koleksiyon. Renkler ağırlıkta. Özlem Süer markası, uzun yıllardır daha pudra ve nude tonlarla, vizonlarla anılırken bu sefer gerçekten renklere, dokulara ve baskılara odaklandık. Adı gibi yüksek ışığı olan ve bizi kendi ütopyası içine alan bir koleksiyon.

Türkiye’den önce Paris Moda Haftası’nda tanıtıldı galiba koleksiyon. Yurtdışında da Özlem Süer’e olan ilgi yüksek olmalı. 
Zaten Paris üzerinden hareket ediyoruz genelde. Gece giyimini Paris’te, gelinlik koleksiyonumuzu ise Milano’da tanıtıyoruz. Özlem Süer tasarımları dünyada tam 150 noktada satılıyor. Ana koleksiyonumuz ağırlıklı olarak davet elbiselerini içeriyor. Ortadoğu’da 38 noktada varız. Avrupa, Uzakdoğu ve ABD’de de Özlem Süer markası varlığını gösteriyor. İtalya ve İngiltere’de acentemiz bulunuyor. İtalya’da 18 noktada satışımız var. Kasım ayında Katar’da 2017 yılına ait gelinliklerimizi tanıtacağız.

Peki, Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul’da hangi koleksiyonunuz tanıtıldı?
‘Lightopia’ içinden avant-garde bir hazır giyim ağırlıklı kapsül koleksiyonu oluşturduk; adı ‘Garden of Simone’. Nina Simone’un hayat hikâyesi ve enerjisinden ilhamla yaratılmış bir koleksiyon. Kendisi de biliyorsunuz özgürlükçü ve müzikle yaşayan bir kadındı. Simone’un giyim tarzı ve renk etkisinden çok yararlandık. Formdan çok materyal, renk ve baskı ön planda. Çok hoş antik pazarlar ve antikacılardan topladığım, her biri tek olan parçaları koleksiyonun içine bire bir uyguladım. Bu parçalar tabii ki satılmayacak. Ancak onların fotoğraflarının baskılarıyla hazırladığımız, sonra da illüstratif şekilde çalıştığımız baskı ve nakışlardan oluşan çoğaltmaları satışa sunacağız.

Özlem Süer House’dan biraz bahsedebilir misiniz? 

Maison mantığıyla hareket ediyoruz. Perakende ruhu olan ama aynı zamanda kişiye özel hizmet veren, tasarımların adetlerinin sınırlı olduğu Özlem Süer House, dört kattan oluşuyor. İlk katı hem kafe hem de müşterilerimizin saç ve makyajlarını yaptırıp katılacakları özel geceyi kusursuz şekilde hazırlanacakları bölüm olarak kullanıyoruz. Ayrıca güzel bir bahçemiz de var. Giriş katında ise kişiye özel servis söz konusu; gelinlik ve davet kostümleri bulunuyor. Sadece tek bir odamızı hazır giyime ayırdık; ipucu odası gibi. İkinci katta davet ve hazır giyim bulunuyor. Özellikle iş kadınlarına hitap eden bir bölüm.

Farklı renkleri özellikle şu an tercih etme nedeniniz nedir?
Beş yaşında bir kızım var. Çok sevgili bir dostum bana “Her anne çocuğunun yaşındadır” demişti ve bu sözden çok etkilenmiştim. Kızım sayesinde renkleri ve pek çok şeyi yeniden öğreniyorum. İçimden yeni bir ben çıktı galiba. Tabii dünyanın maalesef şu anki durumu da etkiliyor. Her noktadan terör haberleri duyuyor, güne üzücü olaylarla başlıyoruz. Renklerin terapi niteliğinde ve hayatı kucaklama aracı olduğuna çok inanıyorum.

Özlem Süer kadınını nasıl tanımlarsınız? 
Aslında hayat uzun bir yolculuk ve içinde pek çok değişkenliği, farklı doneleri barındırıyor. En temelinden insan değişiyor, beğenileri farklılaşıyor. Bu nedenle Özlem Süer kadınının ilk başta hayatın renklerine açık olduğunu söyleyebilirim. Öyle özel bir dönemde yaşıyoruz ki, bildiğimiz tüm doğrular eksen değiştirdi. Mutluluk ve hayattan haz alma şu an çok önemli. Psikolojik açıdan agresif bir süreç içindeyiz. Bu kasvet içinde doğaya ve entelektüel kaygılarla da sanata dönmeliyiz. İşte, bu yüzden değişime, renklere ve hayata açık; gezmeyi seven, hareketlilikten ilham alan kişileri Özlem Süer kadını olarak betimleyebilirim. Lise mezuniyetlerinde çok tercih ediliyoruz. Türkiye’ye baktığınızda çok ciddi bir kadın CEO profili mevcut. Onlar da gardıroplarını tasarımlarımızla şekillendiriyorlar. Özlem Süer House’a geldiklerinde gardıroplarını yeniliyor; bir önceki sezon giydiklerine yeni renkler katıyoruz. Doğru alışveriş anlayışı edindirmeye çalışıyoruz. Marka olarak aşırı tüketimden yana değiliz. Tenlerine dost, keyif aldıkları ve ofiste kendilerini iyi hissettikleri tasarımları gözetiyoruz. Her anınıza eşlik edecek tasarımlar olmalı.

Sizce Özlem Süer tasarımlarını en güzel taşıyan ünlü isimler kimler?
Saymakla bitmez (gülüyor). İlk aklıma gelenleri söyleyeyim; Türkan Şoray’ı çok beğenirim. Bir fotoğraf çekiminde bizim tasarımlarımızdan birini giymiş ve çok da sevmiş. Bunu duyduğumda çok mutlu olmuş ve gurur duymuştum. Zuhal Olcay ve Ayşegül Aldinç’i söyleyebilirim... Sinema, sahne ve müzikte çok etkili isimler tasarımlarımızı tercih ediyor. Hatice Aslan, Begüm Kütük Yaşaroğlu ve Gonca Vuslateri de çok güzel taşıyor Özlem Süer kıyafetlerini. Gonca çok özel biri. Gelinliğini de biz tasarlamıştık. Gardırobunda ve kalbinde hep olduğumuzu biliyorum. Çok da vicdanlı biri. Moda sektörü bildiğiniz gibi maalesef öğütücü bir yapıya sahip. Moda ile demode olma arasında ince bir çizgide ip cambazı misali ilerliyorsunuz. Sürekli kendinizi yenileyip aşmanız gerekiyor. Paris Moda Haftası’na aksesuarlarla birlikte yaklaşık 140 parçayla gittik. Tasarımların her birinde 8 metrelik kumaşlar kullanıldı. Çok ciddi bir emek söz konusu. Ve döndüğümüzde anında yeni koleksiyonun hazırlıklarına başladık. Bu tarz bir tüketim haliyle insan psikolojisini etkiliyor. Böyle anlarda da “İyi ki Gonca gibi vicdanlı isimler var” diyoruz. Misafir ettiğimiz pek çok ünlü de onun gibi.

Türkiye’de tekstil sektörünü nasıl buluyorsunuz? 
Türk kumaşlarına, ipliğine, derisine ve trikosuna hayranlık duyan ve çok da başarılı bulan bir moda tasarımcısıyım. Sektörden yetişmeyim. Yaklaşık 26 yıldır bu dünyanın içindeyim. Bu sektörde yıllarca ipek kartelası yaptım. Tasarım sadece siluet ya da güzel giyinen kadınların işi değil, mühendisliğe de yakın bir konu. Tasarım mühendisliği diye bir bölüm var. Teknik yanınızın güçlü olması gerekiyor. İkinci sorunuza gelecek olursam; evet, tüm kumaşlarımı buradan ediniyorum. Yıllardır Saydam Tekstil ve daha pek çok Türk markasıyla çalışırım. Kartelalarını getirip bana gösterirler; müthiş mutluluk duyarım bundan. Gerçekten de Türk kumaşını çok beğeniyorum.

Kaynak: Tekstil İşveren