Blogger tarafından desteklenmektedir.

Tekstil sektöründeki en büyük problemimiz nedir?


Tekstil Araştırmaları Derneği Başkanı Ekrem Hayri Peker’e göre, Türk tekstilinin tek çıkış yolu katma değerli, inovatif ürünlere yönelmek. “Sektörde en büyük problemimiz, pazarlayamamak” diyen Tekstil Araştırmaları Derneği Başkanı Ekrem Hayri Peker, Türk tekstilinin artık ucuz maldan vazgeçmesi gerektiğini vurguluyor. Ona göre işin tek çıkış yolu katma değerli, inovatif ürünlere yönelmek. Bunun yolu ise pazarlamacılarla yakın işbirliğinden geçiyor. Uzun yıllarını tekstil sektörüne vermiş, işin mutfağından gelen Tekstil Araştırmaları Derneği Başkanı Ekrem Hayri Peker’e göre, Türk tekstili için çıkış yolu, kadrolar oluşturup fabrikada araştırmaya ortam yaratmakta. Araştırmacılığıyla da öne çıkan iş adamı, uzun zamandır tekstil kimyası ve nano tekstil konusundaki çalışmalara odaklanıyor. Bu alanla ilgili çok sayıda araştırması ve makalesi mevcut. Ona göre, Türk tekstilcileri teknolojiye, katma değerli ürünlere ve pazarlamaya odaklanırsa, çok önemli noktalara gelebilir. Ancak bunun için iş dünyası, STK’lar ve kamu nezdinde topyekün bir koordinasyona ihtiyaç var. Peker ile Türk tekstil pazarında inovasyonun yerini, kat edilen mesafeyi, eksiklikleri ve yapılması gerekenleri konuştuk. 

Tekstil Araştırmaları Derneği ne zaman, ne amaçla kuruldu? 
Derneğimiz, 6 aylık bir çalışma sürecinden sonra sektöre gönül vermiş kişiler tarafından 2013 yılı haziran ayında kuruldu. Amacımız, işletmeci gözüyle tekstil sektörüne görüş bildirmek. İşveren kuruluşlar kendi açılarından bakıyor sektöre. İşletmeciler açısından bakarsak tartışmalar zenginleşir, diye düşündük. Derneğe üye alırken birinci kriterimiz araştırmacı olmak. Farklılık yaratan, makale yazabilecek, seminer verebilecek kişilerden oluşuyor üyelerimiz. Kurulduktan kısa bir süre sonra seminer vermeye başladık. Çünkü şu anda bunları yapan yok; sektörümüz adına acı bir şey bu. Oysa tekstile araştırmacı gözüyle bakılması gerekiyor. Bu nedenle bir araştırmacılar derneği olmak, düşünce kuruluşu olarak sektöre teknik destek verecek bir ekip oluşturmak için de çalışıyoruz. Danışmanlık ve eğitim hizmetlerini sadece yurtiçinde değil, yurtdışında da vereceğiz. Sanayicilerimiz Türk Cumhuriyetleri, Rusya ve Afrika kıtasında yatırım yapıyor. Bu ülkelerde yatırım yapan, yapmayı düşünen sanayicilerimizle işbirliği yapabilecektir. 

Ne tür araştırma ve çalışmalar yürütüyorsunuz? 
Kurulduktan birkaç ay sonra baskı, dijital baskı, kumaş boyama, kumaş terbiyesi, bitim işlemleri, nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulanması, susuz boyama, binderler, silikonlar, kimyasallar, konfeksiyon, iplik üretimi, ipek, İSG dahil birçok konuda düzenlediğimiz seminerlerle, genç arkadaşlarımıza bilgi ve birikimlerimizi aktarıyoruz. Seminerlerimiz sektör çalışanları ve öğrenciler tarafından ilgiyle takip ediliyor. Nano uygulamalar üzerinde çalıştık. Ancak bir fabrika ve laboratuvara sahip olmadığımız için çalışmalarımız henüz istediğimiz seviyede değil. 

Türkiye’de tekstil alanında teknolojiye, Ar-Ge’ye, Ür-Ge’ye yeterli yatırım yapılıyor mu? 
Sektörde çok az firma bildiğimiz anlamda Ar-Ge yapıyor. Bunun sebebi pazarlamada edilgen olmamız. Sektör firmaları sadece gelen talep doğrultusunda çalışıyorlar. Farklı ürün ve kreasyon yaratıp fason da olsa bunları müşterilerine sunacak bir pazarlama organizasyonu olmadığı için Ar-Ge çalışmaları güdük kalıyor. Bizim dernek olarak bu konuda önerimiz şu: TÜBİTAK acilen, bölgesel tekstil araştırma ve uygulama merkezleri kurmalı. Öncelikle ucuz ürün satma stratejisi terk edilmeli. Sektör bu amaçla yeni pazarlama şirketleri kurmalı. Sektördeki birlikler-dernekler Ar-Ge için fon yaratmalı. İkinci etap, sektörde çalışacak her düzeydeki elemanların meslek öncesi eğitimi. Üniversiteden mezun olan kimya ve tekstil mühendisleri, meslek yüksekokulu mezunları okulları bitince deyim yerindeyse, “sudan çıkmış balık” gibi kalıyorlar. Oysa TÜBİTAK’ın sektörün yoğun olduğu bölgelerde kuracağı tekstil eğitim ve uygulama merkezleri, sektörün ihtiyaç duyduğu teknik kadroları eğitecek ve araştırma yapacaklar için platform oluşturacaktır. TÜBİTAK’ın, sektörün yoğun olduğu Çorlu-Çerkezköy, Bursa, Denizli, Adana, Kahramanmaraş gibi noktalarda kuracağı bu merkezler ihracatımızın artmasının yanı sıra sektöre girmek isteyenlere cesaret verecektir. 

Sektörün yıllık Ar-Ge yatırımları bütçesi yaklaşık ne kadar? 
Bu konuda elimizde sağlıklı veri yok. Ar-Ge merkezi kuran ciddi firmaların yanı sıra maddi teşvik verildiği için yeni mezun tecrübesiz mühendisleri Ar-Ge’ci olarak alan firmalar da bulunuyor. 

Teknolojiye, daha özelinde nano teknolojiye yatırım yapılması sektöre ne gibi katkılar sağlar? Metrenin milyarda biri anlamını taşıyan nano teknolojinin makine ayağında müthiş gelişmeler var. Tekstil ayağından bakarsak, mikro kapsüller üretmek lazım, onu da kullanan çok az olduğu için üretimi çok pahalıya gelecek. Ancak devlet desteğiyle mümkün olur. Bizi koşturacak olan, nano teknolojiyi kullanarak giyim, ev tekstili, hastane, hizmet sektörü gibi alanlarda ürünler yapıp bunları doğru pazarlamak. İthal gelen ürünlerin rakamlarını gördüğümde içim yanıyor. Çünkü fiyatları, maliyeti ve yapılabilirliğini biliyorum. 

Türkiye’nin akıllı ürünlere yatırım yapması halinde ne gibi yeni pazarlara ulaşma şansı var? 
Nano kimyasalların tekstil materyallerine uygulanması için çalışmalara başladığımda, ilk yaptığım ter tutmayan kumaşlardı. Bunlardan penye yapıp çalışma arkadaşlarımıza verdiğimizde hepsi çok teşekkür etmişti. Çünkü vücutta ter birikmiyordu. Düşünsenize; fabrikada ortalama sıcaklık 45 dereceydi. Ben kendim de toplu taşıma araçlarında kullandım ve terlemeyince hiç rahatsızlık duymadım. Daha sonra alerjiyi ve polen alerjisi olanları düşündük. Polen ve toz tutmaz kumaş yaptık. Diğer bir çalışmamız da kene ve sinek kovar kumaşlar oldu. Kamp yaparken çocuğumuzla, kene gelmesin diye kimyasal maddeler kullanıyorduk. Şimdi ona gerek yok. Dört yıl önce ise gelinlikler için ıslanmayan kumaş ürettim. Bizim gelinliğimizi giyen genç hanım isterse şelalenin altına girsin, sular üzerinden geçip gidiyor. Birde bu çalışmaların üzerine anti-bakteriyeli ekledik. Otelcilik ve hizmet sektörü için olmazsa olmazlardan biri olacak ileride. Kir ve ter tutmayan kıyafetler içinde rahat edecek insanlar. Bunun dışında çok uçuk şeyler de yapmadık değil; zayıflatıcı, stres alıcı kumaşlar gibi. Ama yapmak tek başına yetmiyor; pazarlanması lazım. 

Neler yapılabilir? 
Klasik düşünme biçimi değişmeli. Pazarlama zihniyetimizi değiştirmeliyiz. Sürekli ‘akıllı giysi’ kavramını gündeme getirerek, insanların bu alana girmesini istiyorum. Uluslararası bazı firmaların ürünlerine bakıyorum, mesela anti bakteriyel çocuk elbiselerine… 200 lira fiyat koyuyor ve satıyor. Onun mağazaya giriş maliyeti 20 lirayı bile bulmaz. O zaman sizin o genç ve sporcu nüfusa değişik ürünler sunmanız lazım. Terletmeyen kumaş, kirlenmeyen gelinlik, kokmayan çorap… Bahsettiğim kumaşlarda kilo başına verim hesabı yaptığımızda, 2 ila 7 Euro arasında değişiyor. Seri üretimde yüzde 25-50 arasında fiyat farkı olur. Sadece Avrupa’ya değil, ABD, Rusya ve komşularımıza bu ürünleri ihraç edebiliriz. İhracat kısa zamanda 3-4 katına çıkar. 

Türk tekstilcilerin akıllı tekstil, katma değerli ürünler, inovasyon gibi alanlarda adı geçen bir oyuncu olması hâlâ mümkün mü? 
Tekstil ihracatımız Osmanlı’dan bu yana fasoncu. Cenevizli, Venedikli, Floransalı, Fransız tacirler gelmişler ve istedikleri desenleri sipariş etmişler. Bu da kolayımıza gelmiş. Buharlı filatür makinelerini ülkemize Fransızlar getirmiş, ipek fabrikaları kurmuşlar. Biz Avrupa’ya çok yakınız ve Avrupa gittikçe yaşlanıyor. Ülkemizde de iyi bir orta sınıf var. Sektör üreteceği nano ürünlerle markalar yaratabilir. Maalesef tekstil ve hazır giyim sektöründeki firmalarımız inovatif yaklaşım içinde değil. Ne yazık ki alışılagelmiş alışkanlıklarını değiştirmekte zorlanıyorlar. Bursa’da tekstil ve hazır giyim alanında birkaç firma var. Bunlar kendini ve ürünlerini sürekli değiştiriyor, müthiş işler yapıyorlar. Böylece müşterilerini kaybetmiyorlar. 

Devletten beklediğiniz destekler var mı? 
Aslında müthiş bir teşvik alanı var. Bugün KOSGEB’in, BEBKA’nın verdiği teşvikleri alanlara bakıyoruz, proje sunumunda tekstil yüzdeye bile girmiyor. Bireysel araştırmacılara verilen destek ise çok az. Bireysel araştırmacı denildiğinde sadece akademisyenler anlaşılıyor ama oysa bizim gibi fabrikalarda çalışmış çok sayıda deneyimli insan var. Gelişmiş ülkelerde buluş ve inovasyonun yüzde 80’ini de işletmede çalışanlar yapıyor. Akademik çalışmaları inkâr etmiyoruz ama doğal olan kullanıcıların ürünleri geliştirmesidir. 

Türk tekstil ve hazır giyim sektörünün rakiplerinden farklılaşması, rekabette öne çıkması için neler yapması lazım? 
Firmalar pazarlamacıları kendileri yetiştirmeli. Onları birer partner olarak görüp, gönülden şirkete bağlamalılar. Ancak böyle beraber yürünür ve tekstil sektörü gelişir. İkincisi, teknik tekstil anlamında sektörde geri kalıyoruz. Yabancı firmalar burada bir elbiseye “anti bakteriyel” etiketi asıp mağazalarında 200 liraya satabiliyor. Biz aynısını yaptığımız halde, dışarıdan sipariş alamıyoruz diye bekliyoruz. Bir an evvel uygulamaya geçmemiz ve ürünlerimizle alım ofislerinin kapılarını çalıp, “Biz bunları yapıyoruz” demeliyiz. Tekstil, bir takım oyunu. Buna göre kadrolar oluşturup fabrikada araştırmaya ortam yaratmalısınız. “Tekstil ölmedi” Şuna canı gönülden inanıyorum: Tekstil sektörü mevcut bilgi birikimi, mevcut makine farkıyla klasik ürünlerde bile 75 milyar dolarlık ihracata çıkabilir. Ucuz mal üretmekle bir yere varamayız. “Tekstil sektörü öldü” diyenlere katılmıyorum. Avrupa bizim kadar tekstil işçisiyle 150 milyar dolar ihracat yapıyordu. Onlarda ölmedi de bizde mi öldü? Olan şudur: Artık basit mal yapıp çok para kazanma devri bitti. O kadar zorluk yaşamasına rağmen katma değer yaratmakta, ihracatta at başı gittiğimiz otomotive fark atıyor. Daha ileriye gitmek için bakış açımızı değiştirmeliyiz. “Hammaddeyi ithal ediyoruz” Maalesef yanlış teşvikler sonucunda Türkiye dünyanın 3’üncü büyük pamuk üreticisi iken 7’nci sıraya kadar düştü. Çin’den sonra dünyanın en büyük pamuk ve iplik ithalatçısı olduk. Çukurova gibi bir potansiyelimiz varken, hammaddede dışarıya bağımlı olmamamız gerekiyor. Hindistan zaman zaman pamuk ihracatını yasaklıyor. Pakistan kısıtlama getiriyor. Özbekistan’da belli aşamalarda yarı yarıya düşürüyorlar. Bu durumda bizim yapacağımız, IMF ve Dünya Bankası raporları yerine, ülkemizin ve sanayimizin menfaatleri doğrultusunda gitmek. Şu anda tarımsal üretim ve tarım birliklerimiz çöktü. Sahipsiz kalan çiftçi üretimden vazgeçti. Üretmek pahalı olunca bu sefer ucuz ürünlere kaçıldı. Aslında hepsi bir zincir şeklinde birbirine bağlı.

Kaynak: Tekstil İşveren


Yazar : Tekstil Kütüphane Zaman: 13:29 Kategori: