Adanalı tekstilciler Frankfurt'taydı


Almanya'nın Frankfurt kentine 3 günlük iş gezisi düzenleyen Adana Ticaret Odası (ATO) ve Anadolu Girişimci İşadamları Derneği'nin (AGİD) Tekstil Komitesi üyeleri temaslarının ardından kente döndü. Bayilik anlaşmaları ve numune bazında siparişlerin alındığı gezinin çok verimli geçtiğini belirten Adanalı tekstilciler , "Adana tekstilini tanıtmak için seyahatlerimiz sürecek." mesajı verdi.

İlk gün Türkiye'nin Frankfurt Başkonsolosluğunu ziyaret eden Adana iş heyetini Başkonsolos Ufuk Ekici, Ekonomi Ateşesi Gürol Başaran ve Ticaret Ateşesi Gülay Babadoğan Tarakçıoğlu karşıladı. Frankfurt'un ticari ve tekstil potansiyeli, ticarette kanunlar ve mevzuatların ele alındığı görüşmede konuşan AGİD Tekstil Komitesi Başkanı Sabri Altunbağ, "Burada pazar araştırması yapmak ve Adana tekstilini Frankfurt'a dolayısı ile Avrupa'ya açmak istiyoruz." dedi. Adana Ticaret Odası, AGİD Yönetim Kurulu ve AGİD Tekstil Komitesi Üyesi Cevdet Şeker ise; "Adana'da yüzlerce üretici firma var. Adana ihracatının en birincisi tekstildir. Biz bu tür seyahatler ile Adana'yı daha iyi noktalara taşımak istiyoruz. Adana Ticaret Odası ve AGİD üye firmalarının ihracatını artırma adına bu tür ziyaretler ile ihracat yapmamış firmalarına öncülük etmektedir." şeklinde konuştu.

Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Başkonsolos Ufuk Ekici de "Biz gelmenize seviniyoruz. Anladığım kadarı ile pazar araştırması için geldiniz. Burada; 'Türkler gelirse çalışmak için gelir' şeklinde düşünüyorlar. Ama şimdi durum değişti. Artık Türkler buralara ürettikleri ürünleri pazarlamak ve satış yapmak amacı ile geliyorlar." dedi.

Almanların da Türk işadamları ile irtibat kurmak istediklerinin altını çizen Ekonomi Ateşesi Gürol Başaran ise, "Almanlar da Türk işadamları ile irtibat kurmak istiyor. Biz bu konularda sizlere yardımcı oluruz. 4. nesil Türkler burada güçlü. Kanunları ve teknolojiyi bilen nesiller. Alman ticaret sistemine göre şirket kurarsanız çok düşük faizle çok cazip krediler alabiliyorsunuz. Belediyelerde çok ciddi yetkiler var. Vergi toplamada Dünya'da 5. sıradalar. Adana'nın çok iyi tanıtılması lazım. Burada tekstil denince ilk akla gelen İstanbul,Kocaeli ve Bursa oluyor. Bu düşünceyi yenmenin yolu çok seyahat ederek Adana'yı tanıtmak. Firmalar için en önemli konular; ulaşım, güvenlik ve hız başta gelir. Bu üçü de Adana'da var. Türkiye ekonomi günlerini takip edin. O günlerde mutlaka sunum yapın." dedi.

Devletle iş camiasının ortak çalıştığını söyleyen Ticaret Ataşesi Gülay Babadoğan Tarakçıoğlu, Frankfurt'un bulunduğu Hessen Eyaleti'nin coğrafik olarak çok önemli ve avantajlı bir yerde olduğunu belirtti. Almanya'da Türklere ilgi duyulduğunu da ifade eden Tarakçıoğlu, "Sadece Türkiye'ye yatırım çekmek değil Türkiye'nin de dışarıya yatırım yapması önemli. Burada satılık çok köklü şirketler var. Sıkıntısı olan işadamlarımızın sorunlarını çözmeye çalışıyoruz. Ülke masalarına üye olmak lazım. Fuarlara katılmak lazım. Ayrıca Birleşmiş Milletlerin bir sitesi var oraya da üye olmak lazım. Bu tip seyahatler de önemli. Maillerle olmuyor. Almanlar yüz yüze gelmek ve görüşmek istiyorlar." dedi.

Alman-Türk İşverenler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Rukiye Tunç Tuygar da Adana Tekstil heyetine bir sunum yaparak, 'eğitim güçlendirir, ekonomi birleştirir' sloganı ile hareket ettiklerini söyledi. Adana heyetinin Frankfurt ve DTU'yu ziyaret etmelerinin çok önemli olduğunu da vurgulayan Tuygar, "Biz de dernek olarak buralarda ticaret yapmanız adına sizlere gerekli her türlü desteği vermeye hazırız." dedi. Burada da bir konuma yapan AGİD Tekstil Komitesi Başkanı Sabri Altunbağ; "Bu ziyaretimiz ile Almanya'ya ticarete küçük adımlarla başlıyoruz ama gelecekte büyük gelişmeler yaşayacağımıza inanıyorum. Yurt içi ve yurt dışındaki işadamlarımızın tecrübelerinden faydalanıyoruz. Adana'da dünya markalarına üretim yapan firmalarımız var." dedi.

Programın 2. gününde işadamları firma ziyaretleri gerçekleştirerek fiyat ve pazar araştırması yaptılar. Daha sonra Frankfurter Untemehmer Verein (FUV) ziyaret edildi. Buradaki Türk işadamlarından Almanya ticareti ile ilgili bilgiler alındı. FUV Başkanı Neşet Çiftçi ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirerek 'Teşekkür ediyorum' dedi. 3. gün ise Frankfurt Kalkınma Ajansı ziyaret edildi. Ajansın Direktörü Sibylle Yaakov, "Coğrafik anlamda Almanya'nın ortasında bulunma avantajı var. Almanya'nın en güçlü şehirlerinden biri. Havaalanı, otobanlar, kara ve su ulaşımı, elektronik iletişim olmak üzere bu şehirde bütün avantajlar var. Ayrıca fuarcılık geleneği olması bakımından yine çok önemli avantajlara sahip" diyerek Adana heyetine bölgenin ticaret ve ekonomisini anlatan bir sunum yaptı. Frankfurt'ta faaliyet gösteren Simpaş Holding temsilcisi Özer Koprur, "Son olarak bölgenin en büyük ticaret merkezin Nekerman'ı Türkler aldı. Alt yapısı, üst yapısı, depoları, büroları ve bulunduğu konum ile işadamlarına bir çok avantajlar sağlamakta" diyerek Adana tekstil heyetinin bu seyahatinden ve burayı ziyaret etmesinden gurur duyduğunu ifade etti. Frankfurt Kalkınma Ajansı Temsilcisi Dr. Anna Stepanenko Frankfurt'un küçük ama çok detaylı bir şehir olduğunu ve AB'de örnek bir şehir olduğunu Türkleri Frankfurt'a ticaret ve yatırım için beklediklerini dile getirdi.

Bu gezi sonucunda bir firmamız bayilik anlaşması ve bir firmamız da numune bazda sipariş aldı. Alman Türk İşadamları Derneği Alman İşadamları olarak Adana'ya bir heyet olarak gelmek ve Adana'yı daha yakından tanımak istediklerini ifade ettiler.

Kaynak: Haber Aktüel

İlginizi Çekebilir :)
1973 yılından bu yana, Paris’te dünyanın en önemli...
Read more
Relate

SASA 60 milyon dolara yok pahasına satıldı


SASA Polyester'in, Tayland merkezli Indorama Ventures Public şirketinin Hollanda iştiraki olan Indorama Netherlands BV'ye satış fiyatı olarak belirlenen 60 milyon doları "değerinin altında" bulan sektör ilgilileri, fiyat dezavantajına rağmen yerli ham madde tüketen tekstil sektöründe olumsuz karşılandığına dikkat çekiyor.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Gülle, Türkiye'nin en eski tesislerinden birinin satılmasını üzüntü ile karşıladıklarını söyledi ve ekledi:

"Firmaların ithalattan etkilenmesini en aza indirmek için elyaf ithalatına vergi konulmasını sağladık. Firmalar olarak fiyat dezavantajına rağmen yerli malı ürünler kullandık ve SASA'yı destekledik. Bugün öğreniyoruz ki SASA, 60 milyon dolar gibi bir rakama satılmış. Sabancı ailesinin bu paraya ihtiyacı yok. Bu firma sonuna kadar yerli olarak kalmalıydı."

Türkiye'nin 2023 hedefleri arasında, yerli hammadde üretimi ve kullanımının artırılması olduğunu hatırlatan Gülle, ihracatın ve yatırımların arttığı bu dönemde fabrikanın satılmasının sektörün motivasyonunu olumsuz etkilediğini ifade etti. Gülle, pamuk, polyester ve viskon-elyafın sektörün en önemli hammaddeleri olduğunu hatırlatarak, "İyi bir rüzgar yakalamış ve ihracat rakamlarımızı artırmışken, ihracatımızın neredeyse yüzde 30'unu kapsayan ürünleri üreten en büyük yerli firmanın satılmış olması, sektörü parayla telafi edilemeyecek ölçüde olumsuz etkiledi" diye konuştu.

Kaynak: Gerçek Gündem

İlginizi Çekebilir :)
Kayra 2014 İlkbahar Yaz Koleksiyonundaki geniş...
Read more

Tekstil Mühendisliğinde Nanolif yüzey üzerinde hücre ekim uygulaması


ULUDAĞ Üniversitesi (UÜ) Tekstil Mühendisliği ile Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Bölümü, polyesterin özel bir işlemden geçirilmesi sonucu oluşturulan nanolif yüzey üzerinde hücre ekimi projesini başarıyla tamamladı.

Proje ile nanolif yüzeye ekimi yapılacak hücreler sayesinde, kesik veya yanıklarda oluşan doku kayıplarında ve kalp kapakçığı yetersizliğinde kullanılabilecek hücre büyümesini sağlanabilecek. Ekip projenin ikinci aşamasında da, hayvanlardan alınan hücrelerden doku üretip, bunları yeniden kobaylara nakletmeye hazırlanıyor.

Uludağ Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü, 2010 yılında 'Elektrospinnig Yönetimiyle Üretilen Polietilentereftalat (Polyester) Nanoyüzeylerin Doku Çatısı olarak Kullanılabilirliklerinin Araştırıması' projesini başlattı. 

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Bölümü’nün de desteği ile TÜBİTAK projesi olarak yürüyen çalışma, daha sonra Avrupa Birliği Cost Projesi olarak devam etti. Elektrospinnig cihazında polyester iplerden nanolif yüzey oluşturan UÜ. Tekstil Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Şebnem Düzyer, sodyum hidroksit (soda) ve yüzeye belirli gazların gönderilerek aşındırıldığı plazma yöntemi ile nanolifler de hücre büyümesi sağlayan koşulları oluşturdu. UÜ. Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Bölümünden Dr. Elif Evke de, nanolif yüzeyler üzerine hücre ekimini gerçekleştirdi.

Projenin başarılı olduğunu söyleyen UÜ. Tekstil Mühendisliği Bölümü Tekstil Bilimleri Anabilim Dalı Başkanı ve Proje yürütücüsü Prof. Dr. Aslı Hockenberger, çalışmada üreticiden hücre hattı olarak damar hatalarında yama olarak kullanılması için insan endotel hücresi, bağ dokusu yaması için insan fibroblast hücresi ve deri çatısı oluşturmak üzere insan keratinosit hücresi kullanıldığını kaydetti. Proje ile polyester nano üzerinde hücrelerin büyümesinin kontrol edildiği doku mühendisliğinde kullanılabilecek doku çatısı denilen yüzeylerin oluşturulduklarını ifade eden Prof. Dr. Hockenberger şu bilgileri verdi:

"Deri ve kalp kapakçığı hücreleri üzerinde çalıştık. Ürettiğimiz nanolif yüzeyler hücrelere ev sahipliği yapıyor. Ve burada büyüyor. Tıp Fakültesi Hücre Laboratuarında önce hücre ekiliyor daha sonra bizim ürettiğimiz yüzeye aktarılarak büyümesi sağlanıyor. Hücre sağlıklı büyüdüyse yüzeyi kapladığını görüyoruz. Elektro Sem adı verilen mikroskoplarda hücrelerin büyüyerek yüzeyi kapladığını görüyoruz. Doku canlılığı testlerimizi yapıyoruz
."

Gerçek uygulamada üretilen yüzeylerin alınarak hasar görmüş dokunun üzerine konulduğunu ve orada kendi kendine büyümesine yardımcı olduğunu belirten Prof. Dr. Hockenberger şöyle devam etti:

"Zedelenen dokunun yerine doku bulunması, organ bulunması sorunu var. Bu tip çalışmalar tıpta doku mühendisliği adı verilen çalışmalar bu sorunları ortadan kaldırmak için yapılıyor. Dünyada bu yönde çalışmalar var. Donör bulmak zor olduğu için kişinin kendi hücresini alarak yüzey oluşturmak ve böylece diğer sorunlarla karşılaşmadan o bölgenin tedavi edilmesi sağlanıyor. Biz de Uludağ Üniversitesi’nde bunu başarmak için projemizi başlattık. Hastalık veya kaza nedeniyle kaybolan dokunun yenilenmesi ve hasar gören bölgenin daha çabuk iyileşmesi sağlayacağız. Projenin ikinci aşaması ürettiğimiz bu yüzeyleri hayvanların üzerinde test etmek. Gerçek ortamlarda testlerimizi de başarıyla tamamladıktan sonra hastalara bu yöntemi kullanmaya başlayabiliriz."

Kaynak: DHA

İlginizi Çekebilir :)
Renk seçimi özellikle ilkbahar yaz koleksiyonlarında...
Read more

Nasıl stil sahibi olunur?


Nasıl stil sahibi olunur? evet bu soruya Star gazetesinden Tuğba Hanım çok güzel şekilde anlatmış. Sizlere takdim ediyoruz:

Günümüzde hemen herkesin modaya dair bilirkişi olduğundan mütevellit bir karmaşanın varlığı çok açık. Modanın demokratikleşmesi ve internet kullanımının artması, modayı her kesime yakın kılarken tüketim çılgınlığına da sebep oluyor. Modaya uymak, trendleri yakından takip etmek stil sahibi olmak anlamına mı geliyor sorusu işte burada devreye giriyor. Blog yazma çağıyla insanların ne giydiğini, hangi aksesuarı kullandığını göstermenin normalleşmesi yeni alanlar ve pratiklikler doğurdu. ‘Selfie’ dediğimiz, kendi kendini fotoğraflama anlamına gelen kavram burada imdada yetişti. Stilini paylaşmak için artık deklanşörün diğer tarafında başka bir kişiye ihtiyaç yok. Selfie çek gönder! Modayla ilgilenmeyenlerin bile bu güruha teslim olduklarını göz önüne alırsak şu soru kaçınılmaz oluyor: Kimsin?

Stil, bireyin kim olduğuyla ilgili ipuçları verir. Yaşadığı hayatı, inançları, aldığı kültürü, zevkleri ve psikolojik durumuna kadar çok yönlü özelliklerini barındıran bir görüntüdür. Stil sahibi olmak genellikle doğuştan gelen dürtülerle ortaya çıkıyor. Zorlama olmayan, üzerinde düşünülmemiş, hislerin yönettiği tavırla ortaya çıkan bir durum. Özellikle Türkiye’de stil dendiğinde üzerinde uğraşılması gereken bir görüntü algısı var.

İstanbul Moda Haftası ile ülkemizde modaya dair henüz yeni sayılabilecek bir platformun girmesiyle “Stil sahibi miyiz?” sorusu daha çok gündeme gelir oldu. Her ne kadar daha çok özgün imajlarla karşılaşsak da stil sahibi olmanın dikkat çekmekle doğrudan ilişkisinin olmadığını vurgulamak gerek. Stil, bazen saçınızın şekli, bazen konuşmanız bazen de duruşunuzdur. Stil sizsiniz. Kişinin giydikleri, aksesuarları ve kimliğinin bütünleşmesiyle meydana geliyor. Yani çok hoşunuza giden bir trendden ilham alabilirsiniz ancak bütünüyle moda endüstrisinin sunduğu şekilde uygularsanız sadece modaya uymuş olursunuz. Trendi kendinizce yorumlarsanız moda size uymuş, stiliniz ortaya çıkar.

Stil sahibi olmanın kendine güvenmekle doğrudan ilgisinin altını çizmeliyiz. “Başkası ne der, şurada şu giyilir, burada o giyilmez” gibi toplumsal dayatmalar stil sahibi olmamızın önünde büyük bir engel. Halbuki zevklerinizi o kaidelere uydurmak pek ala mümkün. Geçen hafta Eskişehir’in Mihalgazi İlçesi’nin Belediye Başkanı Zeynep Akgün’ün stili çok konuşuldu. Geçmişteki başarıları ve azmiyle kadınlara örnek olan Akgün’ün yaşmak ve şalvarıyla ilçeye özgün kıyafetiyle koltuğuna oturması büyük alkış aldı. Resmi ortamlarda başörtüsü kullandığını söylüyor ama büyükşehirlerde nereye giderse gitsin yaşmak ve şalvarından taviz vermiyor, Akgün. Kısaca basmakalıp düşüncelere aldırmayarak stilinden ödün vermiyor.

Kaynak: Star/Tuğba Göktaş Kavici

İlginizi Çekebilir :)
Kayra Tesettür Giyim 2014 İlkbahar Yaz Koleksiyonu
Kayra 2014 İlkbahar Yaz Koleksiyonundaki geniş...
Read more

KOSGEB desteğiyle anti-radar özellikli "gizleme ağı


Anti-radar özellikli kumaş, sabit ve hareket halindeki tankların ve zırhlı araçların radar ve termal kameralara yakalanmamasını sağlıyor. Mühendislerin geliştirdiği insansız hava araçlarının gövdelerine uygulandığında anti-radar özelliği kazandıran kompozit malzeme de dünyada ilk olma özelliği taşıyor.

Hacettepe Teknokenti'nde faaliyet gösteren Türk savunma sanayi şirketlerinden TDU Teknoloji Genel Müdürü Ümit Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 10 yıldır radarda görünmezlik teknolojileri üzerine çalıştıklarını belirterek, son iki yılda da KOSGEB desteğiyle anti-radar özellikli "gizleme ağı" prototiplerini başarıyla geliştirdiklerini bildirdi.

Geliştirdikleri teknolojinin iki ayrı ürün şeklinde ortaya çıktığını ifade eden Öztürk, bunlardan birinin radarda görünmezlik sağlayan kumaş yapılar, diğerinin ise radara yakalanmayan kompozit malzeme olduğunu belirtti.

Kumaş yapıların anti-radar özellikli "gizleme ağı" olarak bilinen bir yapı olduğunu anlatan Öztürk, ürünün "görsel", "ayar", "termal" ve "anti-radar" özelliklerine sahip olduğunu kaydetti. Dünyada bu kumaşların anti-radar özelliğini sağlayabilen ülkelerin İsrail ve ABD olduğuna işaret eden Öztürk, "Dünya pazarını ellerinde bulunduran bu ülkelerin ardından Türkiye de anti-radar özellikli kumaşları yapabilen üçüncü ülke oldu" dedi.

Öztürk, anti-radar özellikli kumaşların özel gemoteriye sahip iplikler kullanılarak yapılan örgü desenlerinin nanoteknoloji temelli olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Ürünümüzü farklı renk ve desenlerde basabiliyoruz. Çöl rengi, orman yeşili ve bozkır iklimi için özel renklerde üretebiliyoruz. Ürün dayanıklı malzemeden üretildi. Kumaş, sabit duran tankların ve zırhlı araçların üzerine örtüldüğünde anti-radar ve anti-termal özellik kazandırıyor. Ayrıca mobil kamuflaj sistemini de geliştirerek, tank ve diğer zırhlı araçların hareket halindeyken de radar ve termal kameralara yakalanmamasını sağladık.

TÜBİTAK'ta yaptırılan testlerde özellikle anti-radar özellik için gerekli değerlerin çok üzerinde radar soğurma değerlerinin elde edilmesi başarımızı pekiştirdi. Ürün yüzde yüz yerli imkanlar ve yerli mühendisler tarafından geliştirildi."

Ümit Öztürk, ikinci ürünleri olan anti-radar özellikli kompozit malzemenin ise dünyada bir ilk olduğunu belirtti. Bu malzemenin mevcut kullanımdaki anti-radar özellikteki boyalara karşı üstün özelliklerinin bulunduğuna işaret eden Öztürk, şöyle konuştu:

"Askeri araçlar, anti-radar özellik boya kullanılmadan bu malzemeyle yapıldığında büyük avantaj katıyor. İnsansız hava araçlarının gövdelerinin normal kompozit malzeme ile yapılıp üzerine anti-radar boya uygulaması dünyada kullanılan geçerli yöntem iken, geliştirdiğimiz kompozitin kullanılması halinde boya uygulamasının aracın ağırlığını artırması ve atmosferik şartlarda özelliğini kaybetmesi gibi dezavantajları da ortadan kalkacak."

Prototiplerini ürettikleri bu malzemelerin yerli savunma sanayine ciddi katkı sağlayacağını vurgulayan Öztürk, yerli üretimle birlikte kara, hava ve deniz platformlarının dünya pazarındaki rekabet gücünün de artacağını söyledi.

Bu malzemelerin yerli ürünlere uygulanması için SSM ve TUSAŞ yanında diğer büyük savunma sanayi firmaları ile görüşmelerin devam ettiğini ifade eden Öztürk, şunları kaydetti: "Türk Silahlı Kuvvetlerinin sadece multispektral gizleme ağı ihtiyacının yerli olarak giderilmesi halinde yüz milyon Dolardan fazla bir bedelin yurt dışına çıkmasının engellenecek. Tamamen yerli imkanlarla üretilen anti-radar özellikli kompozit malzemenin TAI yapımı ANKA insansız Hava aracında kullanımının gerçekleşmesi durumunda ANKA rakipleri karşısında öne çıkacaktır. Prototiplerini başarıyla hazırladığımız ürünlerimizin üretim iznini aldıktan sonra yatırımcılarla birlikte seri üretime başlayacağız."

Ümit Öztürk, anti-radar özellikli ürünlerini 24-28 Mart 2014 tarihlerinde Katar'da düzenlenen DIMDEX fuarında sergilendiğini ve büyük ilgi gördüğünü sözlerine ekledi.

Kaynak: Star Gazetesi

İlginizi Çekebilir :)
Tekbir Eşarp 2014 İlkbahar Yaz Koleksiyonu
Renk seçimi özellikle ilkbahar yaz koleksiyonlarında...
Read more

Who's Next Fuarı'na "onur konuğu" olarak katılacak hazır giyim ve konfeksiyon ihracatçıları


PARİS'TE düzenlenecek Who's Next Fuarı'na "onur konuğu" olarak katılacak hazır giyim ve konfeksiyon ihracatçıları 25 milyar dolarlık Fransa pazarına yoğunlaşıyor. Türkiye'den Fransa'ya 2013’te yüzde 8.8’lik artış ile 1.1 milyar dolarlık hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı yapıldığına işaret eden İstanbul Hazır giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Hikmet Tanrıverdi, "Ancak Fransa 2013’te 25 milyar dolar, Avrupa Birliği ise aynı yıl toplam 180 milyar dolarlık hazır giyim ithalatına imza attı. Bu nedenle hem Fransa’da hem de Avrupa’da gidebileceğimiz uzun bir yol olduğuna inanıyorum" dedi.

Who's Next hazırlıkları çerçevesinde, İHKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi, Moda Tasarımcıları Derneği (MTD) Başkanı Mehtap Elaidi, İHKİB Yönetim Kurulu Üyesi Volkan Atik, Fransa İstanbul Başkonsolosu Muriel Domenach ile Who’s Next Uluslararası İletişim ve İş Geliştirme Müdürü Boris Provost’un katılımıyla Fransız Sarayı'nda bir araya geldi.

İHKİB Başkanı Hikmet Tanrıverdi, yaptığı konuşmada Türkiye’nin Who’s Next Fuarı’na onur konuğu olarak kabul edilmesinde, İHKİB’in moda ve tasarım ağırlıklı projelerinin uluslararası arenadaki yansımalarının önemli payı olduğunu belirterek, "Yaklaşık 25 yıl gibi kısa bir sürede Türk moda endüstrisinin başka hiçbir sektörde görülemeyecek yeniliklere, başarılara ve ticari rakamlara ulaştığına tanıklık ediyoruz" dedi.

Tanrıverdi, son yıllarda Paris, Londra, New York ve Milano gibi moda trendlerini belirleyen şehirlerle yan yana yürüdüklerini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:
"Markalarımız, tasarımcı arkadaşlarımız ve moda endüstrisinin temsilcisi olan bizler, büyük bir dönüşümün içerisindeyiz. Elbirliğiyle bu dönüşümü en iyi şekilde yönetmeye çalışıyoruz. Bu konuda başarılı olduğumuza da inanıyorum. Bunu benden çok rakamlar, göstergeler söylüyor. Türkiye, rakiplerine göre Avrupa pazarına daha yakın olma, hızlı moda üretebilme, küçük adetli siparişlere anında cevap verebilme gibi pek çok avantaja sahip. Bu nedenledir ki ihracatımızın yüzde 75’ini Avrupa ülkelerine yapıyoruz. Bildiğiniz gibi 2013’ü 17.4 milyar dolar ihracat ile kapattık. Fransa yüzde 8.8’lik ihracat artış hızı ve 1.1 milyar dolar ile Almanya, İngiltere ve İspanya’nın ardından dördüncü büyük ihracat pazarımız konumunda. Ancak burada durup, büyük fotoğrafa bakmamız gerekiyor. Fransa 2013’te 25 milyar dolar, Avrupa Birliği ise geride kalan yıl toplam 180 milyar dolarlık hazır giyim ve konfeksiyon ithalatına imza attı. Bu nedenle Avrupa’da gidebileceğimiz çok uzun bir yol olduğuna inanıyorum. Onur ülkesi olarak katılacağımız Who’s Next Fuarı veya benzer organizasyonlarda elde edeceğimiz bir dizi ayrıcalıklar, Türkiye markasına dolayısıyla ihracatımıza güç katacaktır. Euro bölgesindeki ekonomik sorunların aşılmasıyla  hazır giyim ihracatımızın da hızlı bir şekilde artacağına inanıyorum."Cumhuriyet’in 100. kuruluş yıl dönümü olan 2023’de 60 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşmayı planladıklarını hatırlatan Hikmet Tanrıverdi, söz konusu hedefin yakalanması için başta Fransa, Almanya, İngiltere gibi Avrupa’nın lokomotif ülkeleriyle daha yoğun bir ticari işbirliğinin hayata geçirilmesinin gerektiğini, modanın en önemli başkentlerinden Paris ile  İstanbul arasında kurulacak moda köprüsünün iki ülke arasındaki işbirliğine ciddi katkı sunacağını belirtti.

İHKİB Yönetim Kurulu Üyesi ve Fuarlar Komitesi Başkanı Volkan Atik ise fuarda Türkiye’nin farklı değerlerini yansıtacaklarını belirtti. Gamze Saraçoğlu, Mehtap Elaidi, Nejla Güvenç, Tuvana Büyükçınar, Simay Bülbül gibi isimlerin aralarında yer aldığı 11 tasarımcının özel bir trend alanında koleksiyonlarının sergileneceğini anlatan Atik, "Kapalıçarşı’dan Türk mutfağına, Türk müziğinden poşet çay tasarımına, lokumdan Türkiye’den esintiler taşıyan ve satış yapan İstanbul mağazasına kadar çok renkli bir
etkinliğimiz olacak. Türk kültürünü Paris’e taşıyacağız
" dedi.

Who’s Next Uluslararası İletişim ve İş Geliştirme Müdürü Boris Provost da konuşmasında Türkiye
ile fuara çok güçlü bir enerji taşıyacaklarını vurgulayarak, son 3 yılda Türk tasarımcı ve ziyaretçilerin fuara
olanilgisinde ciddi artış gözlemlediklerini ifade etti.

Türkiye’den fuara Vakko, Özlem Süer, Onteks, Ark İstanbul, Mehtap Elaidi, 2Wins, Ece Gözen, Maid in Love, Mehry Mu, Nej, LTB gibi isimlerden oluşan yaklaşık 50 marka ve tasarımcı katılacak.

Kaynak: Haberciniz.biz

İlginizi Çekebilir :)
Kayra Tesettür Giyim 2014 İlkbahar Yaz Koleksiyonu
Kayra 2014 İlkbahar Yaz Koleksiyonundaki geniş...
Read more

Ankaralı tiftik üreticilerini tatlı bir telaş aldı


Nisan ayının gelmesi ile Ankaralı tiftik üreticilerini tatlı bir telaş alıyor. Üreticiler, hem yeni doğan oğlakları karşılarken hem bir yıl bekledikleri tiftikleri kırkma telaşı yaşıyor. Arazide doğan oğlaklar, çobanlar
tarafından ağıllara taşınırken, yetiştiriciler ısınan havalar nedeniyle keçilerin tiftiklerini araziye atmadan toplanması gayreti içinde.

Keçiler yakalanarak kırkım için hazırlanan alana getiriliyor, keçi ve kırkacak kişi arasındaki mücadele kırkım sırasında da devam ediyor. Kırkım işlemi kırklık adı verilen makasların yanında elektrikli makinalar kullanılarak da yapılıyor. Kırkım işlemini tek kişi yapabilse de daha hızlı olması için iki kişi birlikte
yapıyor. Ankara bölgesinde yetişen bir keçi ortalama 2 kilogram tiftik verirken, tekelerden ve erkeç adı verilen erkek keçilerden alınan tiftik miktarı 4 kilogram civarında oluyor. Kırkılan tiftik özenle toplanarak tartı işlemine geçiliyor. Tartı işi sırasında her hayvandan ne kadar tiftik elde edildiği dikkatlice not alınıyor. Bu notlar veri olarak ilçe tarım müdürlüklerine aktarılıyor. Elde edilen bu veriler sonucu tiftik verimi düşük olan keçiler damızlık olarak kullanılmıyor. Böylelikle daha çok tiftik veren keçilerin üretimine devam ediliyor.

Bütün günü tepe ve meralarda otlayarak geçiren tiftik keçisi, arazide oğlaklarını dünyaya getiriyor. Keçiler arasında ikiz yapma oranı bir hayli yüksek, çobanlar arazide doğum yapan oğlakları toplayarak ağıla
getiriyorlar. Oğlaklar gelişene kadar araziye çıkmıyorlar. Sabahları otlamak için araziye çıkarılan keçilerin akşam oğlaklarla kavuşma görüntüleri izleyenleri hayranlık içinde bırakıyor. Daha 3-5 günlük oğlaklar onlarca keçi arasından kendi annelerini buluyorlar.

Selçuklu hükümdarlarından Süleyman Şah’la birlikte Türkistan’dan Anadolu’ya gelen ve Ankara’nın sembollerinden biri haline gelen tiftik keçisi üretimi; Avrupa’nın kalitesi ile rekabet edemediği sof
kumaşların üretildiği dönemlerden uzak devlet tarafından sağlanan desteklerle ayakta durmaya çalışan bir sektör olarak varlığını devam ettirmeye çalışıyor.

İç Anadolu’nun tamamında, 1850’lere kadar yaygın bir şekilde devam eden tiftik keçisi yetiştiriciliği ve tiftik üretimi, Ankara’nın birkaç ilçesinde sürdürülmeye çalışılıyor. Tiftik üretiminde yaşanan bu tarihsel gerilemenin ardındaki en önemli neden, tiftik keçisinin ekonomik anlamda değer yitirmiş olmasından kaynaklandığı yetiştiriciler tarafından ifade ediliyor. Tiftikten üretilen sof kumaşlar, 1850’li yıllar Avrupa’daki sanayi üretimi sonucu elde edilen ucuz kumaşlarla rekabette zorlanmaya başladı. Bir zamanlar padişahların giysi ve kaftanlarının yapıldığı sof  kumaş üretimi yapılmaz hale gelince, Tiftik keçisinin en önemli ürünü olan tiftiğin de değer kaybettiğini anlatıyor, bu işi devam ettirmeye  çalışan üreticiler.

Ankara’nın Ayaş ilçesinde yetiştiricilik yapan Salim Çınar; tiftik keçisinin genetik anlamda et ve süt verimlerinin düşük olduğunu anlattı. Çınar, “Aynı anda doğan bir kıl keçisinin oğlağı 5-6 aylıkken 17-18 kilogram gelirken, tiftik keçisinin oğlağı 8-10 kilogram gelir, sütü az olduğu için onu da değerlendiremeyiz, en önemli ürünü ince ve elastik olan kıllarıdır. En kaliteli kumaş bundan olur.” diyerek, devletin tiftik üretimine olan  desteklemelerinin devam etmesi gerektiğini vurguladı. Çınar, "Devletimiz bu işi desteklemeyi kesmesin, keserse bu işte biter.” diye konuştu.

Ankara tiftik keçisi yetiştiriciliğinin dedesinden babasına, ondan da kendisine geçmiş tarihi bir meslek olduğunu hatırlatan Çınar, “Bu dağların, tepelerin, bu derelerin sembolü bu keçidir, otlakta yayılırken baktığında zevk alırsın, yani şehirde gezenler oradan zevk alır, biz de bunların o rampalarda, yamaçlarda gezdiğinden, yayıldığından zevk alırız.” diyerek duygularını anlattı.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2013 verilerine göre, tiftik keçi sayısı tüm Türkiye’de 89 bin civarında. 50 yıldır keçi çobanlığı yapan Osman Gülen, “Gençler ben bu mesleği yapmam diyor, zaman gelecek davar kalmayacak, ağalar kendisi güden olursa güdecekler, ağaların çoğu bu malı satacaklar, çoban sorunu çok, arkadan gelen bir nesil yok." şeklinde düşüncelerini paylaştı.

Kırk yıllık çobanlardan Mevlüt Nar ise tiftik keçisi işinden fazla bir gelir sağlanamadığını aktararak, “Tiftiğin fiyatları düşük çoban maaşları 2 bin liradan aşağı değil, ağalar tatmin olmayınca mecburiyet karşısında bu bu üretim azalacak.” şeklinde konuştu. Nar, sektörün geleceğinin aydınlık olmadığı yönündeki düşüncelerini aktardı.

Üretici Salim Çınar da bir yıl peşinden koştukları ürünleri elde etmenin telaşı ve yoğunluğunu bir arada yaşadıklarını ifade ediyor. Çınar, şunları ifade etti: “Bu dönem mevsim kurak geçti. Oğlak alma açısından kuraklık iyi, yağışlı yıllarda ise tiftik iyi olur. Kuraklıkta kırkım zamanı tiftik temiz olur, ancak ot yok, hayvanlar aç geziyor. Beslenme süreci Allah’a bağlı, meralarda ot olması gerekir. Tamamen yağmurla ilgili şu anda, buna yem vererek besleyemezsiniz bir yaz dönemi, bunlar mera hayvanıdır, kuraklığın devam etmesi bir sonraki seneki verimi düşürür, bu sene verimi aldık ancak havaların kurak gitmesi hayvanların yavru tutması ve tiftik verimini de düşürür, onun için yağmurdan dolayı bir sıkıntı yaşıyoruz.” şeklinde konuşarak, havaların kurak gitmesinden duydukları endişeyi aktardı.

Dağlarda zor şartlarda elde edilen tiftikten iplik üretecek tesis Türkiye'de yok. Ankara ve çevresinde elde edilen tiftikler, geleneksel yöntem elle iplik haline getiriliyor. Tiftikten elle elde edilen iplik, yine geleneksel insan gücüyle işletilen atölyelerde dokunarak ham kumaşa dönüşüyor. Tiftik ve Sof Araştırma ve Geliştirme Derneği, geleneksel yöntemlerle tiftikten ip üretmeyi başarmış durumda. Konu ile ilgili konuşan Tiftik ve Sof Araştırma ve Geliştirme Derneği Başkanı Doç. Dr. Yakup Ömeroğlu, sof kumaş üretiminde kullanılan iplerin geleneksel yöntemlerle üretildiğini ifade ederek, “Bu iplerin üretilmesi, bundan 200-300 sene önce üretilen yöntemlerle yapılmaktadır. Yıkanıp, temizlenip tava getirilin ipler, köylerde eğrilerek sof dokuma yapabilecek bir hale getirilmektedir. Üretilen bu iplerle Kazan’da kurduğumuz tesiste sof üretimi yapılmaktadır.” şeklinde konuştu.

Öğretici Süreyya Zile ise Kazan’da bulunan sof atölyesinde, yaptıkları denemeler sonrası sof  kumaş üretmeyi başardıklarını anlatarak, tiftikten ip elde etme sürecinin ve dokuma yapmanın zorluğuna değindi. Zile, “Üretilen bu ipler çok hassas dikkat ederseniz, dokuma yapan arkadaşlar da çok yavaş olarak çalışıyor. 200-250 sene sonra bu ipler yeniden elde edilmiştir. Bu işi yapan Ermeniler ayrıldıktan sonra bu işi yapacak kimse kalmamıştır. Ermeniler, ipin yapılmasını kimseye öğretmemişler onlar gittikten sonra da üretim durmuştur.” dedi.

Sof kumaş üretim atölyesinde çalışan  Süreyya Zile, geleneksel yöntemlerle üretilen tiftikten sof  kumaş
yapımının şu anda pahalı olduğunu ifade ederek, “İlk etapta maddi durumu iyi olanlar bu kumaşı kullanabilecekler, bundan sonra üretimi daha da geliştirip ürünü çoğaltırsak halkın alabileceği bir seviyeye ineceğiz. Şu aşamada gerçekten çok pahlı bir ürün, üretimde kullanılan bir makara ip ortalama 500TL gibi bir fiyata sahip, buna emek ücreti de mutlaka eklenecektir.” şeklinde konuştu.

Read more

PremièreVision artık İstanbul’da


1973 yılından bu yana, Paris’te dünyanın en önemli kumaş fuarını düzenleyen ve Türk tekstil ve hazır giyim markalarının gelecek sezon trendleri hakkında fikir sahibi olmak için en sevdiği fuarların başında gelen PremièreVision, artık İstanbul’da da yılda iki kez düzenlenecek. PremièreVision İstanbul, ilk kez 29-30-31 Ekim tarihlerinde CNR Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek.

Premiere Vision SA CEO’su Philippe Pasquet toplantıda, İstanbul’un PV lokasyonu olarak seçilmesiyle ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Premiere Vision’un marka hikayesi diğer fuarlardan farklı. Profesyonel bir fuar şirketi yerine, tekstil üreticileri tarafından kuruldu. Önce Lyon’lu ipek üreticileri tarafından ürünlerini sergileme amaçlı kuruldu. Daha sonra bütün Fransız üreticilerine açıldı. Sonraki adım, fuarın tüm Avrupa’ya açılması, 2002’de de uluslararası üreticilere açılarak küresel bir nitelik kazanması oldu. Bu aslında çok tipik bir markalaşma hikayesi aynı zamanda…"

1973 yılından bu yanan dünyanın bir numaralı kumaş fuarı olan Premiere Vision, ziyaretçilerine kumaş, baskı, desen gibi trendleri iki yıl önceden gösterme avantajı sunuyor. Bu anlamda modaya yol gösteriyor, trendleri önceden belirliyor. Premiere Vision organizasyonu 7 farklı ülkede, 30’u aşkın fuarı kapsıyor.

Katılımcı şirketler çok özel bir seçici kurulun kriterleri sonucu kabul görüyor. Bu yönüyle diğer fuarlardan ayrışıyor. PV’ye katılmak, bir şirket için prestij göstergesi anlamına geliyor. PV’ye katılımcı olarak seçilmede hacimsel büyüklükten ziyade, yaratıcı ve inovatif olmak daha avantajlı. Böylece PV fuarlarının yaratıcı ve yüksek profilinin devamlılığını sağlamak mümkün oluyor.
PV Paris, ilkbahar-yaz sezonu için Şubat’ta, sonbahar-kış sezonu için Eylül’de olmak üzere, yılda iki kez düzenleniyor.

Neden İstanbul?
Türk firmalar, PV’ye ilk kez 2002’de 4 şirket olarak katıldılar. 2013’de ise PV fuarlarına 200’ün üzerinde Türk şirketi katıldı. Türkiye, İtalya ve Fransa’dan sonra kumaş modasını belirleyen 3.sıradaki ülke konumunda. Türkiye çok güçlü bir tekstil ve konfeksiyon ülkesi. Yurtdışından alım yapacaklar için bu özellikler çok önemli. Türk iç pazarı da son derece canlı, çok kuvvetli Türk markaları ve mağaza zincirleri var. Bu markalar çevre ülkelerde de büyük ilgi görüyor.

Ayrıca, İstanbul tarihsel bir kavşak noktası olması, konaklama olanağının kalite ve yeterliliği ve şehrin büyüsü ile ideal bir fuar noktası. 3 yıldır bu fuarı gerçekleştirmek için çalışmalarımız vardı. Nihayet bu yıl neticelendirdik ve ilk fuarımızı düzenlemenin heyecanını yaşıyoruz. Türkiye, PV’nin fuarlar düzenlediği Fransa, ABD, Brezilya, Çin, Belçika, İspanya gibi 7 ülke içine dahil oldu.

PV olarak beklentilerimiz konusunda temkinli olmayı tercih ediyoruz. Ama ilk PV İstanbul Fuarı için 150 kadar katılımcı bekliyoruz. Bu katılımcıların yüzde 60’ının Türk, yüzde 40’ının da Avrupa ülkeleri olacağını öngörüyoruz. 5000 civarında da profesyonel ziyaretçi bekliyoruz. Profesyonel ziyaretçiden kastımız, fuara katılan şirketlerle iş ilişkisi kurabilecek, alım gücü olan nitelikli ziyaretçiden bahsediyoruz. PV’yi diğer fuarlardan ayıran bir başka özellik de bu nitelikli ziyaretçi profili. PV fuarlarına ilk kez katılan bir şirket, %97 oranında katılımını devam ettiriyor. Bu çok yüksek bir sadakat oranı, sektör ortalaması %25 çünkü… Bu durum PV’nin katılımcı şirkete sunduğu katma değerin de bir göstergesi.

Türkiye’nin tekstil ihracatının %30’u Türkiye’nin civarındaki coğrafyaya gerçekleştiriliyor. Biz burada çok yüksek bir potansiyel görüyoruz ve bu ihracatın artmasına katkıda bulunabileceğimize inanıyoruz.

Premiere Vision Paris Fuarı’na 150 ülkeden 62 bin ziyaretçi katılıyor. PV Paris’in 1800 profesyonel Türk ziyaretçisi var. Türkiye ziyaretçi olarak 7.sırada. 2013’de Türk ziyaretçi sayımız, 2012’ye göre %30 oranında artış gösterdi.

Türkiye ekonomisi iyiye gidiyor
Türkiye’nin tekstil ve konfeksiyondaki gücünün yanı sıra ekonomisi iyiye gidiyor. Biz yabancı bir yatırımcı olarak, operasyon gerçekleştireceğimiz ülkelere kısa vadeli bakmayız. Günlük olayların üzerinde çok fazla durmayız. Dolayısıyla Türkiye PV için büyük potansiyel barındırıyor. Alım gücü yükseliyor, markalaşma yolunda çok önemli adımlar var.

Ayrıca Türk tekstil ve hazır giyim sektörü şimdiye kadar tüm Première Vision Fuarları’nda katılımcı ve ziyaretçi sıfatıyla oldukça dinamik bir profil çizerken, fuarlarda ürün sunan ülkeler arasında Türkiye 3. sırada, ziyaretçi yoğunluğunda ise ilk 10’un içinde yer alıyor.

2013’te toplam 3,692 katılımcı PremièreVision Paris Fuarı’nda ürünlerini sergilerken, toplam 120, 932 profesyonel ziyaretçi bu ürünleri inceledi. Aynı yıl, PremièreVision’un diğer ülkelerdeki fuarlarında ise 675 katılımcı ve 29,281 profesyonel ziyaretçi yer aldı.

Kaynak: CNN

İlginizi Çekebilir :)
Kayra Tesettür Giyim 2014 İlkbahar Yaz Koleksiyonu
Kayra 2014 İlkbahar Yaz Koleksiyonundaki geniş...
Read more
 
Copyright 2011 Tekstil Kütüphane . Designed by Asım Emre E-mail: asim.emre1@gmail.com
A piece of advice: Tekstil Kütüphane